MAHİR KILIÇOĞLU mahirkilicoglu@hotmail.com

İSLAM DOĞDUĞU TOPRAKLARDA UZAKLAŞIYOR MU

17 Aralık 2023 Pazar 06:00

Bekir Develi bu hafta Ayçin Kantoğlu’nu Youtube kanalında misafir etti. Ayçin Kantoğlu’nun söylediği bir söz epey gündem oldu. Sosyal medyada videolarını çokça görebileceğiniz konuşmanın metni şöyledir:

“İslam ait olduğu, doğduğu topraklarda havaya yükselmiş durumda ve küreselleşiyor. Bugün Batı’da o katledilen o şehitlerin mübarek kanının homosapiensden bir Âdem devşirdiğine şahit oluyoruz. Batıda insanlar İslam’a ilgi duyuyorlar, Müslüman oluyorlar. Demek ki İslam mevcut insan bakiyesinden memnun değil. Korkarım kendisine yeni bir insan bakiyesi devşiriyor.” Bekir Develi bu bölümde “Kendisini daha iyi temsil edecek insan” diyecek oluyor, Ayçin hanım, “’Korkarım’ın altını çiziyoruz.” diye bitiriyor.

İslam davası Allah’ın davası. Bizim İslam’ın güçlü bir şekilde dünyanın bir yerinde temsil edilmesinden rahatsızlık duyacak halimiz yok. Kaldı ki bin yıl Müslümanların kılıcı olan Türklerin günümüzdeki zayıflığının kutsal mekanların korunması, bu coğrafyalardaki insanların güven içinde yaşaması sorununu doğurdu. Bundan dolayı Filistin’de İsrail zulmü var, bunda dolayı bölgede Müslüman ülkeler ABD gibi batılı güçlülerin etkisi altında.

Batı Müslümanlıkla tanışıyor ancak Batı Müslümanlığının da test edileceği günler de geldi. Oralarda bulunan yerli Müslümanlar daha meydana çıkmadılar tam olarak. Gazze katliamları nedeniyle güçlü şekilde insanların meydanlara çıkması, batılı Müslümanların organize hareketi değil, tepkisel hareketidir. Onların bulundukları toplumlarda nüfusları arttıkça çeşitli talepleri olmaya başlayacak. Bu taleplerin bir kısmı karşılanacak, bir kısmı ise mesele olacaktır. Hele bir siyasal talepleri olsun, çekmedikleri çileler kalmayacaktır. Çünkü bu ilahi kanundur:

“İnsanlar, denenip sınavdan geçirilmeden, “İman ettik” demekle bırakılacaklarını mı sanıyorlar?” (Ankebut 2)

Biz sizi biraz korku, biraz açlık ve biraz mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmeyle imtihan edeceğiz. Sabredenleri müjdele! (Bakara 155)

Allah Rasulü (sav.) İslami tebliğin belirli dönemini gizliden yürütmüş, Müslüman olanların eğitimleri Erkam’ın (ra.) evinde gizli olarak yürütmüştü. Bu dönemde tespit edilen Müslümanlar bireysel olarak cezalandırılıyordu. Hz. Ömer’in (ra.) Müslüman olmasından sonra açık tebliğe dönüşen davetle birlikte Müslümanlar toplumsal ve kurumsal baskı ile karşılaşmışlardır. Bu süreç önce Habeşistan Hicreti, sonra Medine Hicreti ile başka boyutlara taşınana kadar devam etmiştir.

Doğu Müslümanlığı çok büyük savaşlar, mücadeleler, muhasebelerle bugüne geldi. Araplar ve Türkler aracılığıyla bu din Çin’den Avrupa’ya, Afrika’dan İdil-Ural boylarına kadar ulaşmıştı. Yaşanan tecrübeler, acılar, fitneler onları kendi savunma mevzilerine çekti. Savunma mevzisi “Sünni kaledir”. Sünni kale, 20. yüzyılda Osmanlı’nın yenilmesine kadar statüsünü korurken, bu süreç aynı zamanda statükocu (selefi) Sünni bir anlayışı da Müslüman toplumlarda hakimiyetini kurdu. Müslüman toplumları çok iyi analiz eden müsteşrikler, ajanlar kurulu bu Sünni anlayışın zaaflarını onları parçalamak ve yönetmek için kullandı. Sonuçta 20. Yüzyılda Müslümanlar Batı karşısında kesin yenilgiye uğradı.

İslam dünyasını geleceğe taşıyacak, Ehli Sünnet anlayışıdır. Ehli sünnet anlayışı, kendini Sünni olarak niteleyen toplumların Sünniliğinden öte bir anlayıştır. Kaynağı Kur’an ve Sünnet olan bu Müslümanlık Batı için de tek modeldir.

İslam dünyasındaki toplumların Sünnilik kaleleri işgal edilmiştir. Bu kalelerde yaşayanlar, yaşanan işgallerle daha küçük kalelere sığınarak varlıklarını sürdürmeye çalışıyor. Küçük, yerel, azınlık psikolojisiyle yine statükocu, korumacı reflekslerle iç kalelerinde varlıklarını korumaya çalışıyorlar. ABD önderliğinde İslam dünyasında yaşanan işgaller, iç savaşlar ve kıyımlar nedeniyle Sünni anlayış ciddi şekilde baskılanıyor ve ötekileştiriliyor. Basit insani talepleri olan Müslümanları bile terörize etme gayretleri, bunun açık göstergesidir. Hala ABD'nin İslam ülkelerinin pek çoğunda askeri üstleri, kurumları ve yönetimlerde açık etkileri var.

Uzun yıllar verilen mücadelelerle siyasal hedefler gerçekleştiren legal Müslüman Kardeşler örgütü bile terörle ilişkilendirilerek önce darbeyle, sonra yasaklar ve yargılamalarla baskı altına alınmaya çalışılıyor. İslam dünyası, doğal bir süreç yaşamıyor ki, İslam’ın bu topraklarda çekildiği iddiası gerçeği yansıtsın. Müslümanlar kendi topraklarında kendi dinlerini yaşayamaz, kendi inançlarına uygun hareket edemez hale getirildiler. Bu baskıyı görmeden, Müslümanları zayıflıkla, çaresizlikle itham etmek büyük haksızlıktır. Ayrıca Müslümanların esas işgalleri zihinseldir. Yoksa fiili işgal olsaydı çoktan bitmişti. Buna rağmen İslam ülkelerinde Filistin’le ilgili duyarlılık emin olunmalıdır ki en az Batının birkaç katı kadardır.

Öte yandan tarihin bu devrinde yeniden bir mücadele hareketi başlamalıdır. Çünkü ABD ve Batı ülkelerinin dünyanın her yerinde devam işgal, zulüm ve sömürü saltanatına son verilmelidir. Sadece Batının değil, Çin’in, Hindistan’ın ve Rusya’nın hegemonik güçleri, İslam ülkelerinde sömürüsü de devam ediyor. Bu zulüm ve sömürüye karşı Müslümanlar ayağa kalkmalıdır. Yoksa, bu zulüm bir 100 yıl daha devam eder ve sorumluluk bizde kalır. Çünkü gereken mücadeleyi biz yapmadığımızdandır.

Şimdi Sünni Müslümanların tekrar ayağa kalkması için savunma kalelerinden çıkması, açık mücadeleye girmesi gerekiyor. Bunu yapan bir tek Erbakan hocaydı. Erbakan hoca, Müslümanları kendi müstahkem kalelerinden çıkararak siyasal taleplere kadar her türlü mücadeleyi vermişti. Maalesef onun vefatından sonra bu açık mücadele terk edildi veya kaldığı yerde duruyor ileriye taşınmıyor.

Müslümanlar, Ehli Sünnet çerçevesinde günümüzde açıktan, ekonomik, toplumsal, siyasal ve kurumsal mücadelesini vermek zorundadır. Artık Müslümanlar küçük kalelerinden dışarı çıkıp, şöhret, para ve kadın tuzağına düşmeden kendi varoluş mücadelelerini vermek zorundadırlar. Bu mücadelede en önemli güç Kur’an ve Sünnettir. Müslümanlar modernist, reformist veya selefi ve statükocu çizgilere kaymadan, tam anlamıyla sünnete uygun bir çalışma ortaya koymalıdır. Yoksa emanet kendilerinden alınır ve başkalarına verilir. Çünkü dava Allah’ın davası, Allah bize muhtaç değil, biz O’na muhtacız.

YORUMUNUZU YAZIN ...
Farklı olanı seçin:
# # # # # #